Tasarrufun İptali Davalarında Yakınlık Tek Başına Kötü Niyet Karinesi Oluşturmaz

Tasarrufun İptali Davalarında Yakınlık: Tek Başına Kötü Niyet Karinesi Oluşturmaz

Giriş

Tasarrufun iptali davaları, alacaklının alacağını tahsil edebilmesini sağlamak amacıyla borçlunun yaptığı bazı tasarrufların yalnızca davacı alacaklı yönünden hükümsüz sayılmasını sağlayan, İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen özel dava türüdür.

Uygulamada ise zaman zaman, borçlu ile taşınmazı veya malı devralan üçüncü kişi arasında bir tanışıklık, arkadaşlık, komşuluk veya aynı ilçede yaşama olgusunun tek başına "kötü niyet" olarak değerlendirilmesi yönünde yorumlarla karşılaşılabilmektedir.

Oysa gerek kanun, gerek Yargıtay içtihatları, gerekse öğreti bu tür değerlendirmelerin tek başına yeterli olmadığını ortaya koymaktadır.


İİK m.280 Ne Arıyor?

İİK'nın 280. maddesi, borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı işlemlerin iptalini düzenlemektedir.

Ancak bunun için yalnızca borçlunun kötü niyetli olması yeterli değildir.

Kanunun aradığı şartlar birlikte gerçekleşmelidir:

  • Borçlunun malvarlığı borçlarını karşılamaya yetmemelidir.

  • Borçlu alacaklılarına zarar verme kastıyla hareket etmelidir.

  • Üçüncü kişi, borçlunun mali durumunu ve alacaklılara zarar verme kastını bilmeli veya bunu bilmesini gerektiren açık emareler bulunmalıdır.

Dolayısıyla davacı alacaklı yalnızca borçlunun değil, üçüncü kişinin de kötü niyetini ispat etmekle yükümlüdür.


Yakınlık Tek Başına Tasarrufun İptaline Yetmez

Uygulamada sıkça şu iddialarla karşılaşılmaktadır:

  • Aynı ilçede oturuyorlar.

  • Aynı köy nüfusuna kayıtlılar.

  • Birbirlerini tanıyorlar.

  • Komşular.

  • Aynı meslek grubundalar.

  • Arkadaş oldukları söyleniyor.

Bu tür olgular, tek başına tasarrufun iptaline karar verilmesi için yeterli kabul edilmemektedir.

Çünkü İİK m.280'de aranan kötü niyet, varsayımlarla değil; somut delillerle ortaya konulmalıdır.


Yargıtay Ne Diyor?

Bu konuda dikkat çekici kararlardan biri, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 22.02.2021 tarih, 2020/579 Esas, 2021/1706 Karar sayılı ilamıdır.

Somut olayda ilk derece mahkemesi, davalıların aynı ilçe nüfusuna kayıtlı olmalarını değerlendirmeye alarak tasarrufun iptaline karar vermiştir.

Yargıtay ise bu kararı bozarak şu hususu vurgulamıştır:

Sadece aynı ilçe nüfusuna kayıtlı olmak, üçüncü kişinin kötü niyetini ispata yeterli değildir.

Ayrıca Yargıtay, üçüncü kişinin taşınmazı banka kredisi kullanarak satın alması, bedelin banka kanalıyla ödenmesi ve işlemin ekonomik gerçekliğe uygun olması gibi unsurların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.


Kötü Niyet Nasıl İspatlanabilir?

Mahkemeler, somut olayın özelliklerine göre aşağıdaki hususları birlikte değerlendirir:

  • Satış bedelinin gerçek piyasa değerine göre açık şekilde düşük olması,

  • Bedelin gerçekten ödenip ödenmediği,

  • Taraflar arasında akrabalık ilişkisi,

  • Ortak şirket veya ticari ortaklık,

  • Ortak banka hesapları,

  • Para transferleri,

  • Aynı adreste birlikte yaşam,

  • Yazışmalar,

  • Tanık anlatımları,

  • Borçlunun tasarruftan sonra malvarlığında önemli ölçüde azalma olması,

  • Hayatın olağan akışına aykırı işlemler.

Buna karşılık;

"Tanıyorlardı."

"Komşuydular."

"Aynı ilçedeler."

gibi soyut nitelikteki iddialar, tek başına yeterli görülmemektedir.


Öğreti de Aynı Görüşte

Doktrinde de aynı yaklaşım benimsenmektedir.

İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde hazırlanan "Genel Haciz Yolu ile Takipte Açılan Tasarrufun İptali Davasında İspat" başlıklı yüksek lisans tezinde;

  • davacı alacaklının,

  • yalnızca borçlunun değil,

  • üçüncü kişinin de borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiğini ispat etmek zorunda olduğu,

ayrıntılı biçimde açıklanmaktadır.

Aynı şekilde Türkiye Adalet Akademisi tarafından hazırlanan "Tasarrufun İptali Davaları" eğitim notunda da, İİK m.280 kapsamında üçüncü kişinin kötü niyetinin açık emarelerle ortaya konulmasının gerekliliği ifade edilmektedir.

Bu yaklaşım, Yargıtay uygulamasıyla da uyum göstermektedir.


Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Nokta

Uygulamada bazı durumlarda;

  • akrabalık bulunmamasına,

  • ticari ortaklık olmamasına,

  • birlikte yaşam bulunmamasına,

  • banka hareketleriyle desteklenmeyen iddialara rağmen,

taraflar arasındaki sosyal yakınlık unsurlarının değerlendirmeye alındığı görülmektedir.

Bu tür davalarda, mülkiyet hakkına etkisi bulunan sonuçlar doğurulduğundan, değerlendirmelerin somut deliller ışığında yapılması önem taşımaktadır.


Sonuç

Tasarrufun iptali davaları, alacaklının korunmasını amaçlayan önemli bir hukuki kurumdur. Ancak bu koruma, üçüncü kişilerin mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde sınırlandıracak şekilde uygulanamaz.

İİK m.280'in açık düzenlemesi, Yargıtay'ın istikrarlı içtihatları ve öğretide hâkim görüş birlikte değerlendirildiğinde şu temel ilke ortaya çıkmaktadır:

Borçlu ile üçüncü kişi arasındaki tanışıklık, arkadaşlık, komşuluk veya aynı ilçede yaşama olgusu tek başına kötü niyet karinesi oluşturmaz. Davacı alacaklı, üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu ve alacaklılara zarar verme kastını bildiğini somut delillerle ispat etmek zorundadır.

Bu yaklaşım, hem kanunun sistematiği hem de mülkiyet hakkı ve hukuki güvenlik ilkeleri bakımından dengeli bir değerlendirme yapılmasını sağlamaktadır.

https://onurkucukyetim.av.tr/