Av. Onur Küçükyetim
Ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davaları, uygulamada çoğu zaman "satış davası" olarak görülmektedir. Hatta birçok dosyada mahkemeler, ortaklığın varlığını tespit ettikten sonra doğrudan satış kararı vermekte; aynen taksim, paylaşmanın ertelenmesi, devam eden mülkiyet uyuşmazlıkları ve paydaşların korunmasına ilişkin temel hukuki ilkeler yeterince değerlendirilmemektedir.
Oysa gerek Türk Medeni Kanunu'nun sistematiği, gerek Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, gerek madde gerekçeleri ve gerekse güncel öğreti birlikte değerlendirildiğinde; ortaklığın giderilmesi davalarının temel amacının taşınmazı satmak değil, mülkiyet hakkını mümkün olan en az zararla koruyarak ortaklığı sona erdirmek olduğu açıkça görülmektedir.
Bu çalışma, uygulamada sıkça göz ardı edilen bu temel ilkeleri ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Öğretide ortaklığın giderilmesi davalarının salt satışa yönelik davalar olmadığı; mülkiyet hakkını doğrudan etkileyen ve bütün paydaşlar bakımından aynı hukuki sonucu doğuran çift taraflı (actio duplex) davalar olduğu kabul edilmektedir. Bu nitelik nedeniyle davada davacı kadar davalının da korunması gereken eşit hakları bulunmaktadır.
Bu nedenle davacının satış istemesi, mahkemenin doğrudan satış kararı vereceği anlamına gelmez. Aynı şekilde davalı da aynen taksim, paylaşmanın ertelenmesi veya bekletici mesele talebinde bulunabilir. Mahkeme, tarafların tüm taleplerini birlikte değerlendirerek mülkiyet hakkını en iyi koruyacak çözümü belirlemekle yükümlüdür.
Türk Medeni Kanunu'nun 642. maddesi, aynen paylaşmayı esas almakta; satış yöntemini ise ancak bunun mümkün olmaması hâlinde öngörmektedir.
Nitekim Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 05.04.2005 tarihli, 2005/2149 Esas, 2005/3765 Karar sayılı ilamında açıkça belirtildiği üzere;
öncelikle aynen taksim araştırılmalı,
teknik bilirkişilerden ifraz projesi alınmalı,
belediye veya ilgili idarenin görüşü sorulmalı,
oluşacak değer farkları ivaz yoluyla giderilmeli,
bütün bunlardan sonra aynen paylaşmanın mümkün olmadığı kesin olarak ortaya çıkarsa satış kararı verilmelidir.
Dolayısıyla satış, ilk tercih edilecek yöntem değil; aynen taksimin mümkün olmadığının hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya konulmasından sonra başvurulabilecek son çaredir.
Ortaklığın giderilmesi davalarının en önemli özelliklerinden biri, mülkiyet hakkını doğrudan etkilemeleridir.
Bu nedenle;
tapu iptal ve tescil,
muhdesatın aidiyeti,
mirasçılık,
pay oranı,
muris muvazaası,
ortaklığın varlığını etkileyen diğer davalar,
devam ederken ortaklığın giderilmesi davasının sonuçlandırılması çoğu zaman hukuken mümkün değildir.
Nitekim öğretide de muhdesat, mülkiyet ve pay sahipliğine ilişkin uyuşmazlıkların bekletici mesele yapılmasının zorunlu olduğu, aksi hâlde verilecek satış kararının telafisi güç hak kayıplarına yol açacağı ifade edilmektedir.
Bekletici mesele kurumu yalnızca usule ilişkin bir araç değil; aynı zamanda mülkiyet hakkının korunmasının da en önemli güvencelerinden biridir.
Türk Medeni Kanunu'nun 642. maddesinin gerekçesi, uygulamada çoğu zaman gözden kaçırılan son derece önemli bir irade açıklaması içermektedir.
Madde gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere kanun koyucu;
miras yoluyla intikal eden taşınmazların gereksiz biçimde üçüncü kişilere satılmasını,
aile malvarlığının el değiştirmesini,
mirasçıların aile mallarından uzaklaştırılmasını
önlemeyi amaçlamıştır.
Bu nedenle hâkime;
mümkün olduğu ölçüde aynen paylaşmayı sağlama,
gerekirse paylaşmayı erteleme,
terekenin bütününü gözeterek karar verme
yetkisi tanınmıştır.
Dolayısıyla TMK m.642'nin amacı satışı kolaylaştırmak değil; gereksiz satışları önlemektir.
TMK m.642/3 hükmü;
"Paylaşmanın derhâl yapılması, paylaşım konusu malın veya terekenin değerini önemli ölçüde azaltacaksa; hâkim paylaşmanın ertelenmesine karar verebilir."
demektedir.
Bu hüküm yalnızca ekonomik değer kaybını değil;
devam eden imar uygulamalarını,
tamamlanmamış mülkiyet uyuşmazlıklarını,
değer tespitindeki belirsizlikleri,
aile malvarlığının korunmasını
da güvence altına almaktadır.
Başka bir ifadeyle paylaşmanın ertelenmesi, ortaklığın giderilmesini geciktiren bir kurum değil; mülkiyet hakkını koruyan anayasal bir güvence niteliğindedir.
Son yıllarda yayımlanan önemli akademik çalışmalardan biri olan Dr. Öğr. Üyesi Aziz Erman Bayram'ın "Paylı Mülkiyette Ortaklığın Giderilmesini İsteme Hakkının Hukuki İşlemle Sınırlandırılması" başlıklı hakemli makalesinde; ortaklığın giderilmesini isteme hakkının mutlak ve sınırsız olmadığı ayrıntılı biçimde ortaya konulmaktadır.
Yazara göre;
ortaklığın devamını gerektiren hukuki sebepler,
hakkın kötüye kullanılması,
mülkiyet hakkının korunması,
sürekli amaca özgüleme,
haklı nedenlerin varlığı,
ortaklığın giderilmesini isteme hakkının sınırlarını oluşturmaktadır.
Dolayısıyla "ortaklığın giderilmesi her zaman istenebilir" yaklaşımı, kanunun sistematiğini eksik okumaktan ibarettir.
Gerek TMK'nın sistematiği gerek madde gerekçeleri gerekse güncel öğreti birlikte değerlendirildiğinde ortaklığın giderilmesi kurumunun temel amacının;
taşınmazı satmak değil,
mülkiyet uyuşmazlığını en az hak kaybıyla çözmek,
mümkün olan her durumda mülkiyeti korumak,
gereksiz satışları önlemek
olduğu görülmektedir.
Bu yaklaşım yalnızca öğretinin değil, son yıllardaki yargısal uygulamanın da ortak yönelimidir.
Usul ekonomisi çoğu zaman "davayı hızlı bitirmek" şeklinde yanlış yorumlanmaktadır.
Oysa Abdullah Burhan Bahçe ve Öner Gümüş, ortaklığın giderilmesi davalarının yalnızca satış odaklı uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini; uyuşmazlığın mümkün olduğunca uzlaşma, mülkiyetin korunması ve toplumsal fayda ilkeleri çerçevesinde çözülmesinin hem yargının etkinliğine hem de usul ekonomisine hizmet edeceğini ifade etmektedir.
Gerçek usul ekonomisi;
eksik inceleme ile hızlı karar vermek değil,
doğru inceleme ile tek seferde doğru karar verebilmektir.
Bugün ortaklığın giderilmesi davalarında yeniden hatırlanması gereken temel ilke şudur:
Satış amaç değildir; araçtır.
Mahkemelerin öncelikle;
aynen taksimi,
bekletici meseleleri,
paylaşmanın ertelenmesini,
mülkiyet uyuşmazlıklarını,
taşınmazın gerçek hukuki durumunu,
aile malvarlığının korunmasını
değerlendirmesi gerekir.
Ancak tüm bu araştırmalar tamamlandıktan ve aynen paylaşmanın objektif olarak mümkün olmadığı hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulduktan sonra satış yoluna başvurulabilir.
Zira ortaklığın giderilmesi kurumu, taşınmaz satmak için değil; mülkiyet hakkını koruyarak hukuki barışı sağlamak için vardır.